Şu an bulunduğumuz sayfa Ana sayfa » KUŞ MİSALİ » “Ege’nin Zümrüdü” Thassos Adası’nda Çocukla Bir Kaç Gün

“Ege’nin Zümrüdü” Thassos Adası’nda Çocukla Bir Kaç Gün

by Pınar Akçay
0 yorumlar
Thassos Adası'nda çocuklu ve huzurlu bir tatil için Gylfoneri ideal

Ben Gezgin Değilim ama Ebeveynim

Ben bir gezgin, bir seyyah değilim. Seyahat ettiğim yer neresi ise oranın farklı niteliklerini öğrenmeyi, orayı deneyimlemeyi ve hissetmeyi çok severim. Bu sayfada bir gezgin birikimiyle yazmıyorum. İmkanlarım ölçüsünde deneyimlediklerimi paylaşıyorum. Benim aradığımı arayan özellikle de çocuklu arkadaşlarımızın işine yaraması maksadıyla ve benim için de bir anı olması amacıyla yazıyorum. 

Yunan Adaları Deneyimi

Yunanistan hiçbir zaman seyahat anlamında önceliğimiz olmamıştı. Yıllardır Paxos’a ve Thassos’a gitmek isterim. 20’li yaşlarımda hevesle Girit’e gitmeyi çok istemiştim. Mamma Mia Movie’yi izlediğimde de filmin çekildiği Skopolos ve Skiathos adalarına gitmeyi çok ama çok istedim.  O kadar! 

Geçen yaz (2025) yine derinlemesine bir Paxos analizi yapıp çok maliyetli olacağından ötürü daha ulaşılabilir bir formül düşünmek zorunda kaldık. Thassos’u 20’li yaşlarımda çok çekici bulmuş, geçen yaza dek farklı zamanlarda en az 3 kez detaylı şekilde analiz etmiştim. Her seferinde başka bir nedenle elememiz gerekmişti. Nihayet geçen yaz, deniz tatiliyle yurtdışı seyahatini Thassos’ta birleştirmeye karar verdik. 

Thassos Küçük Çocuklu Aileler için En Uygun Yunan Adası Olabilir

Bu yazıda, Thassos seyahatimizle ilgili bazı notlarımı paylaşıyorum. Özellikle küçük yaş çocuğu olan aileler açısından bu bilgiler daha manalı olacaktır. Yunan adalarına dair tüm seyahat hikayelerinde, sanki çocuklu insanlar aradıkları bilgilere biraz daha zor ve çetrefilli şekilde ulaşabiliyorlar. Umarım, bu açıdan biraz daha faydalı bilgiler aktarabilmiş olabilirim.

Zamanlamayı İyi Ayarlamak Lazım

18 Ağustos sabahı Anadolu yakasından yola çıktık. Biraz sıkıntılı bir tarih seçimiydi. Birincisi, Ağustos ayı Avrupa genelinde tatil ayı olduğu için bu tip ülkelere bir akın oluyor, ikincisi ise 15 Ağustos Yunanistan’da Meryem Ana Günü.  Çok önemli  bir ulusal ve dini bayram. Tüm ülkede hayatın durduğu, ulaşım araçlarının maksimum doluluğa eriştiği, her yerin son derece kalabalık olduğu bir gün. Takip eden günler de hareketli olmaya devam ediyor. Bizim deneyimimize göre sınır kapıları da bu tarihlerde tesadüfen aşırı yoğun oluyor. Thassos özelinde bakarsak Meryem Ana Günü Panagia köyünde çok büyük şenliklerle kutlanıyor. Bu dönemde, Panagia, adanın kültürel anlamda neredeyse kalbi haline dönüyor. Kalabalıktan hoşlanmıyorsanız, aman dikkat! Yunan folklor oyunlarıyla süslü kalabalık şenlik havalarını deneyimlemek niyetindeyseniz, işte, bu dönem sizin için ideal zaman olabilir. 

Biz maalesef şenliği kaçırdık. Adada kalan kalabalık bizi hiç rahatsız etmedi çünkü ada gayet büyük. Tüm adanın çevresinde büyük kısmı deniz manzaralı ring şeklinde bir yol var, farklı kasabaları var ve gözlemimize göre insanlar çoğunlukla homojen şekilde dağılıyorlar. Adanın neredeyse her yerden denize girilebilmesi ve rahatlıkla ulaşılabilen plajları olması kalabalığın dağılmasına yardımcı oluyor. 

Thassos’a Ne Kadar Sürede Vardık?

Sabah 08:30 gibi Anadolu yakasından hareket ettik. Güzel bir kahvaltı molası verdik. Açtık masamızı, sandalyelerimizi, kendi hazırladığımız kahvaltıyı mis gibi yedik. Bu oğlumuz için de bir çeşit piknik gibi oldu. Çocuklar bu tip minik molaları seviyor. İpsala sınır kapısından kendi aracımızla geçtik. Sınır kapısından geçişimiz yaklaşık 2,5 saat sürdü. Çok kalabalıktı. 

Bu arada, sınırdan önce en yakın benzin istasyonunda araç deposunu doldurduk. Yunanistan’da benzin biraz daha pahalı olduğu için depomuzu Türkiye’de doldurduk. Sınırdan geçtikten sonra sağında solunda hız sınırlarının çok net belirtildiği, navigasyon ekranında da hız sınırlarının eş zamanlı net olarak belirtildiği bir yolu takiben Dedeağaç üzerinden hiç mola vermeden Keramoti’ye vardık.

Karnımızı daha önce doyurmuştuk, o nedenle öğle yemeği molası verip zaman kaybetmek istemedik. Uzun bir feribot sırasından sonra tertemiz ve büyük bir arabalı vapur ile Thassos’a 45-50 dakikalık keyifli bir yolculukla geçtik. Oğlumuz feribotta çok eğlendi. Büyüktü, ferahtı. O da dolandı durdu.

Limenas’a vardığımızda saat 19:30’a geliyordu. Maalesef sınır kapısındaki yığılma ve uzun süre feribot kuyruğunda kalmamız nedeniyle neredeyse tüm gün yolda geçmiş oldu. 

Thassos’ta Nerede Konakladık?

İner inmez, booking.com üzerinden bulduğumuz Yasemi Luxury Rooms’a geçtik. https://yasemiluxuryrooms.gr/en/Burası, çok temiz bir işletme. Maria ve Nikos işletiyor. Her ikisi de son derece nazik ve çalışkan insanlar. Eşyalar tertemiz, dekorasyon ve mobilyalar yeni. Kahvaltılarımızı çoğunlukla evde yapmayı planladığımız ve alacağımız gıdaları muhafaza edebilmemiz için odada minik bir mutfak, kettle, buzdolabı ve bulaşık makinesi olması bizim açımızdan önemliydi. Hepsi vardı.

Banyosu temizdi. Balkonu gayet genişti, çamaşır askısı da vardı. Çamaşır askısı olmayan her türlü konaklama odası beni kızdırıyor.

Odamız, ortasında kocaman bir zeytin ağacının olduğu sakin ve güzel bir bahçeye bakıyordu. Zeytin ağacının altında da masa ve sandalye vardı. Gece aydınlatıyorlardı.  Çok tatlı bir görüntü. Geceleri oğlumuz uyuduğunda balkonda oturup bu bahçeye bakarak sohbet edip dinlendik. Küçük çocuklu aileler için o uyuduğunda nefes alıp sohbet edebileceğiniz bir balkon olması çok güzel. Bu arada yine aynı sebepten sessizlik ve sakinlik de önemli ki burası tam da böyle bir yer.

Otelin konumu güzel. Limana 200 metre mesafede. Restoranlara, marketlere çok yakın. Çok yakınında küçük bir Jumbo ve adanın ünlü fırınlarından Sarantis var. Bu da yine çocuklu aileler için son derece pratik. Ayrıca civardaki marketlere de yakın.

Limenas’ın gece canlanan liman bölgesi restoranlarına ve butiklerine de yine bir 9-10 dk yürüyüşle varılacak bir noktada. Yani Yasemi Luxury Rooms’u Thassos’ta konaklamak isteyenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Tekrar gitsek, yine orada kalabiliriz. Giden olursa, Maria’ya bizden selamlar 🙂

Gece Gyros Yemek

Türkiye’de oğlumuza tavuk döner yedirmiyoruz.  Thassos’ta yedireceğimize söz verdiğimiz için ilk akşam küçük bir Jumbo turunun ardından doğrudan Fabrica Thassos’a gittik. Fabrica Thassos, gyros ve pizza menüsüyle ünlü. Gyros özetle Yunan döneri. Çeşitli türleri ve tipleri var. Biz tavuk döner tercih ettik aldık. Avrupa Birliği ülkesinde olunca tavuk eti tüketmeyi biraz daha güvenilir buluyorum. Emin olmamakla birlikte, Avrupa ülkelerinde denetimlerin daha sıkı gerçekleştiğine dair bir ümidim ve inancım var. Yanılıyor da olabilirim. Yine de gıda güvenliği ve kalitesi açısından bizim durumumuzdan çok daha iyi durumda oldukları her halükarda kesin.

Bu arada, Fabrica’da gyros aşırı tuzluydu, porsiyonu çok büyüktü ve çok da lezzetli değildi. Saat 22:30’u bulmuştu, açtık, yorgunduk, siparişlerimizi verdik ve geleni de mecburen yedik. Birkaç gün sonra Aliki’nin arka koyundaki minik büfede yediğimiz gyros çok daha güzeldi. Onu ileride anlatacağım.

Ağustos sonunda Thassos’ta Hava Nasıl Oluyor?

Ortalama 28 derece, gece hafif bir serinlik. Biz gece dağ köylerinde ve diğer sahil kasabalarında değil Limenas’ta kaldık. O nedenle gece hiç üşümedik. İdeal bir sıcaklık vardı.

Gündüzleri bol güneşliydi. Sadece bir kere ani bir fırtına çıktı, ancak yine de serin olmadı.

Deniz suyu ılık. Özellikle soğuk sudan ürperen çocuklar için çok iyi. Zaten yazın son dönemleri olması itibariyle de deniz yaz boyu ısınmış oluyor. Dışarı çıkınca da örneğin Gökçeada’daki gibi rüzgarla üşümüyorsun. Bu da güzel. Çocuklu aile için tamamı bir iç rahatlığı sebebi.

Yunanistan’ın Meşhur Böreği

Ertesi sabah, kahvaltımızı Sarantis’te yaptık. Menümüzde tabii ki ıspanaklı börek, peynirli börek, simit ve çikolatalı kruvasan vardı. Açıkçası bu böreğin abartılmasını anlamıyorum. İyi bir unla yapılan her börek kadar iyiydi diyelim. Galiba Türkiye’de hemen her konuda hızla dibe vuran düşük kaliteli kötü malzeme kullanımı yüzünden biraz normal malzemelerle hazırlanan tüm gıdalar bize “müthiş” geliyor. Ardından yakındaki Lidl’a gidip gelen alışverişimizi yaptık. 

Thassos’ta Çocuklu Aileler için En Uygun Koy: Glyfoneri

Thassos’u biraz Marmaris’e benzettik. Çok sevdik. Çünkü gerçekten yeşil bir ada. Bir yerden bir yere giderken ağaçlarla bezeli yolları kullanıyorsun. Koylara çam ve zeytin ağaçlarının içinden varıyorsun. Ege’nin en yeşil adalarından birisi.

İlk gün için oğlumuzun rahat rahat deniz keyfi yapabileceği bir yer tercih ettik. Bu arada bizim de yeşil, sakin, doğal gölgelikli ve sevimli bir koyda yanmadan, kavrulmadan ve gümbür gümbür bir müziğe maruz kalmadan oturabileceğimiz koy olması önemliydi. O nedenle, adanın kuzeyindeki Glyfoneri’ye gittik. Küçük bir koy.  Çam ağaçlarının içinde, mücevher gibi bir koy. Denizi berrak, kumu ince ve bastığında ayağa kalkmıyor. Deniz son derece sığ.

Kıyıya doğru giren bir koy olduğu için deniz de dingin, dalga yok.  Hal böyle olunca, küçük yaşta çocuğu olan aileler açısından çok uygun. Yüzme bilmeyen ya da ürken veya tam tersi sudan çıkmayan çocukları olan tüm aileler için bu koy çok uygun. 

Gylfoneri’de bir taverna var: Taverna Gylfoneri. Manzarası çok güzel. Yediğimiz her şey gayet lezzetliydi. Şezlong isterseniz, ücreti 5 Euro. Biz sandalyelerimizi koyduk, açıkçası Thassos seyahatinin genelinde de bu şekilde ilerledik. Hiç şezlong ücreti ödemedik. Ayrıca 17:00’den sonra giderseniz, şezlong ücreti de ödemiyorsunuz.

Glyfoneri’ye 2 kere gittik. İkisinde de bu tavernada yedik. Zaten başka bir tesis yok. Ancak çok güzel. İlk gidişimizde kalamar, karides ve hamsi yedik, tabii ki kabak ve patates kızartması da istedik. Hamsi uzun zamandır yediğimiz en iyi hamsiydi vallahi. Karidesi kabuklarıyla ve diri seviyorsanız, ok, ama oğlumuz klasik manada tereyağda sarımsaklı karides seviyor. Kremalı sos ve kabuklarla birlikte kokusu biraz ağır olduğu için onu yemedi. Onun dışında her şey gerçekten çok iyiydi.  

Sonra aniden bir anda hava kapandı, yoğun bir rüzgar başladı, sağlam bir yağmur yağdı ve koy altı üstü oldu, biz de çıkmak zorunda kaldık. 

Limenas

Limenas Thassos’un en büyük iki merkezinden biri. (Kuzeyde Limenas, güneyde Limaneria var.)

Akşam yemeği için Limenas’a indik. Limenas’ta her yer doluydu, rezervasyonumuz da olmadığı için epeyce sıra bekledik. Thassian Doukas’a oturduk. Çok büyük bir restoran. Baş garsonu çok aktif ve şakacı biri. Mekan aslında çok güzel. Ancak oturduktan sonra siparişlerin gelmesi için de çok uzun süre bekledik. Çocuğun uykusu geldi. Bir domates çorbası söyledik. Açıkçası domates çorbası değil domates püresi kıvamındaydı. Ömrümde içtiğim gerçek manada en en kötü çorbaydı desem, yeridir. Diğer yemekler de öyle çok parlak değillerdi. 

Tabii ki Thassos’ta da bir Psili Ammos Koyu Var

İkinci sabah Psili Ammos’a gittik. Limenas’tan Psili Ammos’a batıdan gidersen 54 dk, doğudan gidersen 1 saatlik bir yol var. Sağı solu ağaçlık yeşil yollardan, dağ köylerinin adanın güzel kasabalarının içinden geçerek gidiliyor. Manzaralar müthiş. 

Araçları park etmek biraz sorun, herkes yol kenarında park etmişti, o nedenle Psili Ammos’a erken gitmek gerekiyor diye düşündük. Biz yol kenarında yer bulamadığımız için biraz daha ileride, Psili Ammos Taverna hizasında zeytin ağaçlarından bir bahçeye park ettik aracımızı. 

Psili Ammos koyunun plajı gayet geniş. Kumlar, yumuşak ve ince. Deniz turkuaz ve berrak. Glyfoneri kadar sığ değil, yavaş yavaş derinleşiyor.  Birkaç farklı işletme var.  Çocuklu aileler için iyi bir olasılık. Plajı arkanıza alıp denize doğru döndüğünüzde en solda kayalık kısım var, oraya doğrudan şemsiye koyabiliyorsunuz. En sağda geniş bir kayalık alan var, çocukla birlikte keşfetmek için güzel, ayrıca oraya da sandalye koymak mümkün. Psili Ammos’ta cankurtaran da var. 

Biz yine sandalyelerimizi koyduk. Ben kamusal alanda kullanılan şezlongları hijyenik bulmadığım için kendi temiz sandalyemde oturmayı tercih ediyorum. Ayrıca Kritikos (ΚΡΗΤΙΚΟΣ) Supermarket’ten UV filtreli çok güzel bir plaj şemsiyesi aldık. Çilekli dondurma renginde bir şemşiye. Onu kullandık ve gerçekten de çok iyiydi. 

Plajda 3 ayrı işletme var. Birisi Taverna Psili Ammos ve Beach Bar, birisi Ammoudia Beach Bar ve diğeri de Blue Velvet Beach Bar… Ammoudia çamların altında taraça mantığında hoş bir yapıya sahip. Ağaçlar sayesinde gölgelik. Blue Velvet da yine koyu bir tık yukarıdan kayaların üstünden görüyor, çok sevimli, çam ağaçlarının altında. 

Diğer tesisler plajın tam ortasında. Ammoudia ile Taverna arasındaki boş alanda da isteyen bizim gibi şemsiyesini şezlongunu açıp takılıyor. Şezlong-şemsiye isteyenler 20 Euro’luk bir bedelle 2 şezlong ve 1 şemsiye temin edebiliyorlar.  17:00 sonrası burada da şezlong ücreti yok. 

Öğle yemeğimizi Psili Ammos Taverna’da yedik. Tabii ki kabak ve patates kızartması fiks seçimimiz oldu. Ayrıca kalamar da tabii.  Her şey son derece iyiydi.

Psili Ammos akşam saatlerinde çok güzeldi, güneşi orada batırdık ve geç olduğu için yemek molası vermedik. 

Zümrüt bir Yarımada, Güzel İki Koy: Aliki

Üçüncü sabah Aliki’ye gittik. Adanın güneydoğu kıyısında yer alan küçük bir yarımada. Aliki, adanın en çok tercih edilen koylarından biri.  Bir kartpostal tadında. Müthiş güzel. Aliki, tuz gölü anlamına geliyormuş.  Aliki’de sırt sırta diyebileceğimiz 2 kumsal koy var, ikisi de son derece sakin, sığ, berrak. Yine çocuklu aileler için çok uygun.

İçinde tarihi MS 7. Yüzyıla dayanan ve çamların altında bir antik kent var.  Antik dönemden mermer üretimi ve taşımacılığına dair bir lokasyon. Yarımadanın ucunda antik mermer ocağı kalıntılarının denizle buluştuğu doğal bir kaya platform var, orada yüzenleri gördüm ama kayalar kaygandır, çok dikkat etmek gerekir sanıyorum. 

Aliki çok kalabalıktı. Aracı burada da yol kenarına park etmek gerekiyor, o nedenle de erken gitmek lazım. Aliki’nin batı kumsalı çok ünlü, sıra sıra tesislerden oluşan, aşırı kalabalık ve çok da sıkışık bir koy. Evet, koyun manzarası aşırı güzel, denizin rengi, koyun şekli çok etkileyici. Ancak dip dibe şezlonglarda gürültüyle oturmak istemedik.

Böyle olunca antik kentin içinden doğudaki koya yürüdük. Müthiş sakin, yine kum zemin ve asla kalkmıyor. 

Sevimli Büfe Kantina Ta Kionia ve Cam Berraklığında Bir Koy

Arka taraftaki koy da çok güzel.

Aynen Gylifoneri gibi bu koy da çocuklar için çok uygun. Neredeyse hiç dalga yok, son derece sığ, yavaş yavaş derinleşiyor. Çocuğun oynaması, yüzme pratiği yapması için de özellikle de güvenlikçi çocuklar için son derece uygun.

Minik bir karavan büfe var, Kantina Ta Kionia.  Menüsü fena değil, gros da var souvlaki de farklı sandviçler de. Çeşitli alkollü içecekler ve kokteyller de var. Fiyatları gayet uygun. Çalışanlar çok güler yüzlü. Gölgede mavi bankları ve şezlongları var. Mütevazi ama rahat bir ortam. Uzun süre burada kaldık, yüzdük, öğle yemeği yedik. Gyros yedik, gayet de güzeldi. Aslında arabayla büfenin arkasındaki bahçeye dek de inmek mümkün. Biz zor park ettiğimiz için arabayı hareket ettirmedik. Kalkar ayak tam toparlanırken beni arı soktu.

Burada enteresan da bir anım oldu: Dizimi arı soktu. Sanıyorum ki bir biçimde havluyla bacağımın arasına sıkıştı, çat diye de soktu.Bu vesileyle şunu söyleyeyim: Thassos çok yeşil bir ada, birçok ağaç türü var, ayrıca zeytinlik de çok. Adada bal üretimi çok yoğun, zeytin ve zeytinyağı da aynı şekilde. Öyle olunca arısı da bol, arıdan rahatsız olan, ürken, korkan var ise baştan bunu bilerek gitsin. Ben korkmam, ancak insan yemek yerken ağzına girecek kadar çok olabiliyor. Bu da bir tık zorlayıcı olabilir. Bunun dışında çok güzel bir şey tabii. Arıları severiz, yaşasınlar mümkünse. Alerjisi olan, büyük endişe yaşayan, çok korkan insanlar var, bunu bilmelerinde fayda var. 

Kaynak Sularıyla Şirin Dağ Köyü Panagia 

O akşam, Panagia’ya gittik. Yemeğimizi Elena’da yedik. 

Ertesi sabah hem alışveriş hem de gündüz gözüyle görmek için yine Panagia’ya gittik. 

Panagia adanın en bilinen köyü, adanın kuzeybatısında. Limenas’tan çoğu kasabaya giden ring yol Panagia’dan geçiyor. Limenas Panagia arası yaklaşık 9 km. Çam, köknar, çınar ve kestane ağaçları altında ve tabii ki köy boyunca dar kanallardan akan sularıyla tipik bir dağ köyü. Çatıları birçok dağ köyünde olduğu gibi arduvaz taşından. Böylece çetin dağ havasına dayanıklı. Ayrıca da dışarıdan görünmeyi zorlaştırıyor. 

Aşk Çeşmesi

Meydandan biraz tırmanarak güzel evlerin ve taş sokakların arasından Love Springs, 3 Pınar ya da Aşk Çeşmesi’ne varılıyor.

Dağdan gelen tatlı su kaynağı aynı zamanda buz gibi. Çevresini saran dev ağaçlar sayesinde gölgelik ve ferah. Suyun şifalı olduğuna inanıyorlar. Ben içmedim açıkçası …  Çevre ağaçlarda dev oyuklar var ve bunlardan biri kalp şeklinde olduğu için buranın adı Aşk Çeşmesi diye geçiyor. 

Panagia meydanında güzel kahveler ve bir de çeşme var. Serinlemek için çok güzel bir olanak. 

Panagia’dan Neler Alabilirsiniz? 

Ayrıca Aşk Çeşmesi’ne çıkan yolda orijinal el işi ürünlerin, doğal ürünlerin satıldığı sağlı sollu butikler var. Bu butiklerden biri Arcobaleno. Buradan çok güzel beyaz mercan bir bileklik ve 2 hepatit bileklik aldım.

Karşısındaki dükkanda, yaşı yaklaşık 60 civarında bir ablanın dükkanından sadece tuzla kurulmuş siyah zeytin, zeytinyağlı balsamlar, Yunanistan’da Thassos menşeeli ve bol ödüllü bal markası Koutlis’in kestane ve karma orman ağaç balından, ablanın annesinin hayatı boyunca yıkandığı tek zeytinyağlı sabun olan ve içeriği tertemiz çok güzel zeytinyağı sabunları aldım: Papoutsanis markalı ve ürünlerin tümünden çok memnun kaldım.

Aşk Çeşmesi’ne çıkarken bir de çok özel seramik dükkanı var, neredeyse müze gibi. Argilos Handmade Ceramics.

Çok çeşitli dekoratif ürünler var, ayrıca mutfakta kullanılabilecek ürünler de çok. Buradan oğluma iki sevimli yüzük aldık. Açıkçası burası bir cennet. Eğer el işi ürünleri, dekoratif seramik ürünleri, çeşitli tipte çömlek vb ürünleri seviyorsanız, muhakkak ziyaret etmeniz gerekir. 

Panagia’da ünlü zeytinyağı markası Sotirellis’in fabrika mağazası ve müzesi de bulunuyor. 

Sotirellis, köklü bir marka, 1915’ten beri faaliyet gösteriyormuş.  Erken hasat sızma zeytinyağının yüksek polifenollü antioksidan yapısını özellikle öne çıkarıyor. Biz de erken hasat ve normal sızma zeytinyağı ve bir de balsam aldık elbette. Sonradan zeytinyağından daha fazla alsaydım diye biraz hayıflandım açıkçası… 

Biraz Abartılan Oğlak Çevirme Sevdası ve Ünlü Taverna Elena

Panagia’da insanların aklına öncelikle meydandaki Taverna Elena geliyor.

Elena cidden çok ünlü bir restoran. Çok geniş bir menüsü var ve esasen kuzu ve oğlak çevirmesiyle ünlü. Porsiyonlar çok büyük. Abartmamakta fayda var. Gayet lezzetli, ancak abartılacak bir tarafı da yok. Biz Elena’ya iki kere gittik. İkinci seferde tavuk çevirme de yedik. Dediğim üzere bence standart. Ne kötü, ne müthiş… 

Bu arada, Panagia’da Elena’nın hemen arkasında bir ilkokulun ücretsiz otopark gibi kullanılan geniş bahçesi var. Her iki gidişimizde de aracı oraya bıraktık. 

Panagia’dan sonra tatilimizi kapatmak için Gylfoneri’ye gitmeyi tercih ettik. Çünkü hepimizin en çok sevdiği plaj orası oldu. Güneşi Gylifoneri’de batırıp yemeği de tavernasında yedik.

Ertesi sabah toparlandıktan sonra Sarantis’te kahvaltı ettik. 13:40 gibi Keramoti’ye vardık. 

Dönüş Yolu Dedeağaç’tan Geçer

Ertesi gün, öğle saatlerinde Keramoti’ye doğru hareket ettik. Keramoti’den Alexandrapoli’ye yai Dedeağaç’a geçtik. Önce elbette bir Dedeağaç klasiği olarak Jumbo’ya gittik. Bilmeyenler için hemen özetleyeyim, Jumbo Balkanlar ve Yunanistan’da bir çok şubesini bulabileceğiniz bir market zinciri. Çok geniş bir ürün yelpazesi var. Yani kırtasiyeden ve parti malzemelerinden oyuncağa, bebek ürünlerinden atıştırmalıklara, mutfak malzemelerinden dekorasyon ürünlerine, tekstilden spor ürünlerine kadar büyük bir skalada ve makul fiyatlı ürünler satan binbirçeşitçi. 50 Euro üzerine bir vergi iadesi (tam free) de söz konusu olduğu için Türkiye’den Dedeağaç’a alışveriş turları bile düzenleniyor. Jumbo’dan oğluma ve yeğenime türlü oyuncaklar ve atıştırmalıklar aldıktan sonra ise yemeğe geçtik. Yemek için Nisiotiko’ya gittik. Çok güzel bir restoran. Hem dekorasyonu hem menüsü hem serviste görev alan çalışanlarının güleryüzü insanı rahatlatıyordu.  

Ardından çok güzel bir market zinciri olan Sklavenitis’e gittik. Sklavenitis bir Yunan market zinciri. Bence ferah, düzenli, düzgün ve nitelikli ürünler satılıyor. Dodoni feta peyniri aldık oradan. En lezzetlisi Dodoni bence. Ayrıca başka ürünler de aldık. Sklavenitis’ten Papoutsanis’in katkı maddesi koruyucu içermeyen %100 zeytinyağı sabunlarından sevdiklerime hediye etmek için biraz daha aldım. Bir de küçük Girit balı almıştık ki ondan da çok memnun kaldık. 

Oradan da Lidl’a geçtik. Yine bilmeyenler için özetleyeyim: Almanya merkezli ve global bir market zinciri. Kendi markaları var, BİM, A101 gibi düşünebilirsiniz. Lidl değince akla hemen Aldi geliyor. Lidl bir tık daha iyi. Bioorganik ürünleri ve haftalık ekstra ürünleri güzel. Örneğin oğlumun en çok oynadığı kutu ürünlerinden birini Münih’te Aldi’den almıştım. 4,95 Euro idi. Gerçekten de keyifli bir oyun. Biz Lidl’dan organik Hindistan cevizi yağı, şarap, biraz daha peynir, sağlıklı bebek atıştırmalıkları ve benzeri bir kısım ürün alıp çıktık.  

Dönüş Ne Kadar Sürdü? 

Her şey iyiydi de İpsala sınır kapısına kilometreler kala karanlık bir yolda upuzun bir kuyruğa girdik ve gece 00:37’de ancak sınıra varmıştık. Sabaha karşı Silivri civarında bir yerde ben yorulunca 1 saat uyku molası verdik. Sabah 06:30 gibi de evimize vardık. 

Thassos seyahati son derece keyifliydi. Tek dert İpsala’dan geçmek ve Keramoti kuyrukları. Gerisi her halükârda müthiş.

 Thassos’ta Başka Nerelere Gidebiliriz?

Bir çok nokta var:

Theologos son derece otantik bir köymüş. Açıkçası onu göremediğime üzüldüm.Ayrıca şelaleriyle ünlü Marie, Kostas’ın Restoranı’nın olduğu dağ köyü Kastro da yine zamanı olanların gidip görebileceği vakit geçirebileceği dağ köyleri.

Giola var bir de: Doğal bir kaya havuzu, akvaryum. Yüksek kayalıklarla çevrili. Biz gitmedik, güneşin bağrında epeyce yürümek gerektirdiği ve henüz kolluklarla bile temkinli yüzen oğlumuzu havuza atamayacağımız için gitmemeyi tercih ettik. Giola, Afrodit’İn Gözyaşı gibi de adlandırılıyormuş bu arada.

Golden Beach, Paradise Beach, Tarsanas, Notos, Potos, Potamia, Limenarias gibi koylar ve kasabalar çok ünlü.

Arkeolojik alanlar, arkeoloji, zeytinyağı ve folklor müzeleri gibi birçok farklı ziyaret noktası var. Ancak bunların hepsini tek seferde görmeye çalışmak, bana kalırsa hiçbir şey görmemek demek. O nedenle, bir çocukla kendimizi perişan edecek şekilde gezmek için yaşımız biraz ileride olduğu için bunun yerine olabildiğinde tadını çıkararak birkaç noktayı keşfetmeyi tercih ettik, diyebilirim. 

Beni Üzen Ne?

Beni üzen şeylerden biri Yunanistan bir Avrupa ülkesi olduğu için gıda güvenliği, kalitesi ve hijyenine maalesef ülkemizdekilerden daha çok güveniyor olarak, güvenle alışveriş yapmış olmamız. Biz zeytinyağı, süt, bal ülkesiyiz aslında, ancak bunlar giderek daha da zor koşullarda üretildiği gibi bir yandan da denetimleri de son derece eksik. Yazık ki bunları yurtdışından alırken oradan da alayım diye bir hisle değil, buradan alayım, güvenilirdir, diye almak bence çok üzücü…

Çocuklarımızın daha düzgün tarım ve hayvancılık politikaları olan daha yaşanabilir bir ülkede büyümesini diliyorum.

 

Şu an bulunduğumuz sayfa Ana sayfa » KUŞ MİSALİ » “Ege’nin Zümrüdü” Thassos Adası’nda Çocukla Bir Kaç Gün


Alakalı Yazılar