Şu an bulunduğumuz sayfa Ana sayfa » Genel » Öfke Nöbetinden Empatiye: Bütün Beyinli Çocuk Serisi ile Çocuklarımızın Beynini Anlamaya Devam

Öfke Nöbetinden Empatiye: Bütün Beyinli Çocuk Serisi ile Çocuklarımızın Beynini Anlamaya Devam

by Pınar Akçay
0 yorumlar

Bir çocuk yetiştirmek, bir çok açıdan insanın her gün çeşitli sınırlarını nereye dek esneteceğini öğrenmesi demek. Bir çocuk yetiştirmek, esasen kendini de mecburen yeniden yetiştirmek demek.

En nihayetinde insan olarak senin bir dünyan, inançların, sınırların, kuralların, hassasiyetlerin, değerlerin, sevdiklerin, sevmediklerin, beğendiklerin, beğenmediklerin, isteklerin, arzuların, hayallerin, ümitlerin, tiksintilerin, korku, kaygı ve endişelerin, kırmızı çizgilerin var. Disiplin ve öğrenmeye dair bir algın var. Olacağını düşündüğün, olmayı planladığın, hayal ettiğin, olacağını zannettiğin bir ebeveyn tipi var. Bir filozofin var. Belirli bir dünya görüşün var. Kitapların desteğiyle, bilimin desteğiyle, çocuk gelişimcileri, çocuk ve ergen psikologları izinde, nörobilimin beyni ve işleyişini her gün daha da çok keşfediyor olduğuna dair ümidinle birlikte tam olarak bilimsel temellere dayalı bir yaklaşımla müthiş bir insan yetiştirebileceğine dair tuhaf bir sanrıya giriyorsun. Ne hikmetse ve ne yazık ki!

Oysa dünyaya gelen canlı, yetiştirme görevi sana düşen o insan, kendi mayasıyla, hamuruyla, karakteriyle, tercihleriyle geliyor bu diyara. Ve işte orada anlıyorsun ki aslında görevin, öncelikle çocuğun duygusal dayanıklılık ve empati geliştirmesini böylelikle ömrü boyunca nitelikli ilişkilerle çevrilmiş, anlamlı bir hayat geçirebilmesini sağlayacak seçimleri yaparken ona yol göstermek, arkasında olmak, yanında olmak.

En temel görevinin dengeyi bulma yeteneğini geliştirmesini sağlayarak en büyük zorlukta bile içinde sükuneti bulabilen, yaparız, hallederiz, üstesinden geliriz tavrına sahip huzurlu, rahat bir insan yetiştirmek olduğunu en büyük kaos anlarında da en şaşırtıcı olgunluk anlarında da en büyük krizlerde de görüyorsun tekrar tekrar. Bir yandan bunları sağlamaya çalışırken çocuğun toplumun genel kurallarına uymasını, başkalarını incitmeden, kimsenin hakkını gasp etmeden, kimseye zarar vermeden ve kendisine de bunların yapılmasına asla müsaade etmeden yoluna devam etmeyi öğretmen gerekiyor.

Duygusal dayanıklılık ve disiplini öncelikle kendi hamurunu, mayasını, karakterini, farklılıklarını, orijinalliğini, özgünlüğünü bozmadan, buralara dokunmadan ve hırpalamadan oluşturmak ve sağlamak olduğunu her an fark ediyorsun. İşte, bu, ebeveynlik denen kavramın esas rolü ve bu gerçekten bir çeşit ip üstünde cambazlık. İp hiç bitmiyor. Çok yüksek. Bizim de denge çubuğumuzun iki yanında, omuzlarımızda, sırtımızda, kollarımızda, ensemizde, başımızın üzerinde ve hatta belimizde bile çok çeşitli isimlerde yüklerimiz var. Dengeyi bozmadan karşıya geçmek baya baya zor. Çakılıp kalmak, yanlış yapmak, başaramamak, bir insanın hayatıyla oynamak bazılarımızı çok ürkütüyor. Deli muhasebeler yapıyoruz. Hepimiz bu yolda pert oluyoruz, perişan oluyoruz. Bilhassa annelik vazifesini benimsemiş ebeveynler olarak biz bu konuyu daha iyi anlayan beyinlerimizle sürekli bir muhasebe halindeyiz.

Nerede olduğunu hatırlamıyorum ama bir yerde 80 kuşağının dünya tarihinde bugün çocuklarına yaklaşım biçimlerinin, davranış, tutum ve iletişim seçimlerinin gelecekte onu ne şekilde etkileyeceğini sürekli hesaba katarak aksiyon alan ilk kuşak olduğuna yönelik bir şey okumuştum, bunu sonra bir söyleşide de dinledim. Elbette daha önce de vardı. Kuşaktan bağımsız, 2000li yılların ebeveynlerinde bu oran eminim yüksek. Çevremde gözlemlediğim bu.

Her birimizin çocuğu kendine has özelliklere, inceliklere, tercihlere, zorluklara, alışkanlıklara, karakterlere sahip. Bir noktada bizi kahkahalara boğarken bir noktada çileden çıkarabiliyor çocuklarımız. Bazılarımızın çocukları bazı noktalarda çok iyi. Sporda, sanatta, okumada, felsefede, ardıl işlemlerde, iletişimde, ilişkilerde, stratejide, planlamada ya da çalışmada. Bazıları bunların bir çoğunda çok iyi. Ancak mesela çalışkan değil, ömrün boyunca onu ittirmen gerektiğini bilmenin stresini belki her gün yaşıyoruz. Bazısı çok çalışkan ama o derece yetenekli değil. Annesi babası daha yetenekli olmasını arzuluyor. Bazısı aşırı suskun, aşırı çekingen, ailesi daha girişken olmasını sağlamak için debeleniyor. Bazısı aşırı girişken, aşırı fikirli, paylaşmak istiyor, sürekli fikri geliyor ve susmuyor, ailesi o noktada hevesini kırmadan başkalarına da hakkını vermesini, bir noktada susmayı bilmesini sağlamaya çalışıyor. Bazı ebeveynler, su akar yolunu bulur, diyor. Bazıları ise benim gibi sürekli telaşla sorgulayıp en doğrusunu bulmaya çalışıyor, sanki en doğrusu varmış ve biliniyormuş gibi. Oysa her bir çocuk bir başka evren. Kime göre, neye göre en doğrusu…

Sadece çocuğunun sağlığını ve ya kendisinin yeterince sağlıklı olup onun yanında olabilmeyi hayal edenlerimiz de oluyor aramızda, başka hiç bir şeyin çok dert edilmemesi gerektiğini düşünenlerimiz. Ki aslında kanser geçirmiş ve o sırada 3 yaşında bir erkek çocuğunu büyütememe riskini nadiren de olsa bir ihtimal olarak fark etmiş olan bir anne olarak hayatta her işin başının sağlık olduğunu dibine dek biliyorum. Ama bunu sıklıkla unutuyorum!

Aslında unutmama vesile olacak bir vakam var: Bu piyangoda bana üstün potansiyelli bir çocuk denk geldi. Farklı bir bakış açısı olduğu farklı farklı eğitmenlerce sık sık dile getirilen, bunu bozmamak için elimizden geleni yapmamız tavsiye edilen, ancak bir yandan da kurallara, nizama uyması gereken, çok iyi yönetilmesi ve yönlendirilmesi gereken, toplumsal düzene de ayak uydurması gereken bir versiyon denk geldi bize.

Açıkçası ciddi emek gerektiriyor. Çok zorlanma, sürekli bir pazarlık, kuvvetli fikirler, iknada master, çocuk gelişim kitaplarında hatim, bolca yapay zeka analizi, memlekette ne kadar çocuk gelişim uzmanı, ne kadar psikolog-psikiyatr, eğitim bilimci var ise takip gerektiriyor… “Yeteneği var, bunu kariyer olarak düşünür müsünüz, bilemem ama göz ardı etmeyin” diye çok duydum.. İyi de bizimkisi ikinci tura denemiyor bile. Çalışmayı benim kuşağımdaki “inekler” gibi ele almayan biri.

Tamam, çocuğumuzu sistemde bu sınav düzeninde heba etmeyelim de sonuçta hala mevcut düzende eğitim görüyorlar, hala o sınavlar var ve örneğin benim çocuğumun da tam bu niteliklerini yitirmeden tüm öğretmenlerinin kurallarına uygun, onların ritmine saygı göstererek ve müfredat kapsamında ilerlemesi gerekiyor. Ben oğlumu çok küçük yaşında zekasını ve baskın liderliğini fark eden uzmanlar tarafından bu şekilde yönlendirildiğimiz için ne Montessori ne de Waldorf stili bir anaokuluna gönderdim. Klasik sınıf düzeninde bir okula gönderdim ki kural almayı iyice içselleştirebilsin. Çünkü maalesef gayet kötüleşmiş eğitim sistemimize girecek ve korumamızın tek yolu özünü kaybetmeden kuralına göre oynamasını sağlamak.

Esasen ortada özel bir deha yoksa, yetenek tek başına asla bir şey ifade etmiyor; istikrarlı, düzenli çalışma da gerekiyor. İşte, burada bazen ebeveyn şanslı olabiliyor, bazense ebeveyne resmen evrenden bir görev atanmış gibi oluyor.

Çocuğun, sistemde kaybolmadan, sistemde ezilmeden, sırasını bekleyerek farklı fikirlerini beyan etmeyi öğrenmesini sağlamak, başkasının hakkını yemeden ama kendi hakkını yedirmeden sosyal ilişkilerini sürdürmesini sağlamak, ajitasyona girmeden empatiyi geliştirmeyi sağlamak, mimlenmeden en iyi yeteneklerini ortaya koyabilmesini ve medeni cesaretinin örselenmemesini sağlamak ve her şeyden önemlisi çok güçlü kararları olan bir canlıyı doğduğu günden beri gerekli olan konulara ikna etme yeteneğini geliştirmek bence gerçekten zorlayıcı bir görev.

Bu nedenle ebeveynlik konusunda çok okuyorum. Bu meseleyi aşırı önemsiyorum. Bu nedenle, ebeveynlik okumalarında çok önemli bir yere sahip olduğunu düşündüğüm bir seriden bahsetmek istiyorum.

“Bütün Beyinli Çocuk” Serisi.

Dört kitaplık bir anlama aracı diyelim biz bu seriye. Nöropsikiyatrist Daniel J. Siegel ve çocuk psikoterapisti Tina Payne Bryson‘ın yıllara yayılan mesleki deneyim ve edinimlerinden ve birer ebeveyn olarak süzdükleri hikayelerle birlikte kimi prensiplerden oluşan bu 4 kitabın bana göre okuma sırası şöyle:

  • Bütün Beyinli Çocuk (The Whole-Brain Child)
  • Evet Beyinli Çocuk (Yes Brain Child)
  • Dramsız Disiplin (No-Drama Discipline)
  • Bütün Beyinli Çocuk Uygulama Rehberi (The Whole-Brain Child Workbook)

Bu serinin ana felsefesi; çocukların beyninin henüz gelişim aşamasında olduğunu bilerek, kriz anlarını (öfke nöbetleri, ağlama krizleri gibi) hem çocuğun beynini geliştirecek hem de ebeveyn-çocuk bağını güçlendirecek birer fırsata dönüştürmek.

Bütün Beyinli Çocuk kitabı aslında bu serinin ana teorisini sunuyor.  Bu kitap, serinin amiral gemisi, okunması gereken ilk kitap. Çocuğun sağ ve sol beyni, alt ve üst beyni arasındaki entegrasyonu (bütünleşmeyi) nörolojik ama çok basit bir dille anlatıyor. “Neden böyle davranıyor?” sorusunun cevabı. Bu arada sadece çocuğu değil, genel olarak kendi süreçlerimizi anlamak için de önemli bir bakış açısı görebilirsiniz.

Yazarlara göre, çocukların beyin gelişimi henüz tamamlanmamış ve de ebeveynlerin görevi, çocuğun beyninin farklı bölümlerini (sağ/sol, alt/üst) birbiriyle uyumlu çalışacak şekilde entegre etmesine (bütünleştirmesine) yardımcı olmak. Bu bağlamda 12 temel strateji veriyorlar, tüm stratejileri burada elbette uzun uzadıya anlatıp listelemeyeceğim, ancak önemli kavramlardan bahsetmek isterim.

Sağ beyin, kabaca duygularımızı; sol beyin tepe bir kelime kullanacaksak mantığı; alt beyin özetle dürtülerimizi ve üst beyin ise planlama, empati, kontrol gibi gelişmiş işlemlerin mümkün olduğu kısım.

Siegel ve Bryson derler ki çocuk taşınca üst beyin geçici kapanabilir. Onedenle, önce bağ kur ve sağ beyine konuş, sol beynin devreye girmesi için ortam yarat ve sonra da olayı yönlendir. Yani, “Ağlama, bir şey yok.” yerine “Çok üzüldün görüyorum.” yaklaşımını sergilememizi ve sonra da çözüme yönelmemizi tavsiye ediyorlar. Aslında kitabı okurken sıklıkla “çocuk yetiştirirken karşılaştığımız onlarca farklı krize “Çocuk kötü davranmıyor, beyni gelişiyor” bakış açısıyla yaklaşırsak ve kendimizde bu bilinci oturtmayı başarabilirsek, o zaman çok daha az yıpranacağımızı ve daha olumlu sonuçlar alacağımızı düşündüm. Bunu ebeveyn olarak başarmak elbette kolay değil. Yazının en başında belirttiğim “kendini de yetiştirmek” meselesi işte tam da bu. Bu kitap illa ve sadece çocuk yetiştiren ebeveynler içindir gibi düşünülmesin. Kendini de yetiştirmek isteyen her insan okumalı bence.

Bütün Beyinli Çocuk Kitabı Özet Prensipleri ve Stratejileri

Kitap, sağ beyin-sol beyin, alt beyin-üst beyin entegrasyonu, açık bellek-örtük bellek dengesi, farkındalık çarkı sayesinde duyguların tanımlanması, akıl gözü ile olaylara sakince bakabilme gibi son derece önemli kavramlardan bahsediyor. Biraz izah edeyim:


Bağ kurmak ve yönlendirmek kavramı (Sağ ve sol beyin dengesi): Çocuk duygusal bir krizdeyken (sağ beyin) ona mantıkla (sol beyin) yaklaşmayın. Önce sarılarak ve onu anladığınızı belirterek sağ beynine dokunun (bağ kur), çocuk sakinleşince mantıklı açıklamayı yapın (Yönlendir).

Sıkıntının adını koyma gereği: Güçlü duyguları yatıştırmak için hikaye anlatmak ve yaşananı isimlendirmek bu. Çocuk korkutucu veya üzücü bir deneyim yaşadığında, bunu bastırmak yerine hikayeleştirerek anlatmasını sağlayın. Yaşananı kelimelere dökmek, sol beyni devreye sokar ve korkuyu evcilleştirir.

Üst Beyin-Alt Beyin Dengesini Kurmak için Üst Beyne Hitap: Üst beyin mantık ve karar alma yeridir; alt beyin ise tepki ve öfke yeridir. Çocuğumuza emir vermek ve alt katı öfkelendirmek yerine seçenekler sunarak veya “Sence bu sorunu nasıl çözeriz?” diye sorarak üst beynini çalıştırmasını sağlayabiliriz.

Üst beyni çalıştırmak ve çocuğu hareket ettirerek üst-alt beyin entegrasyonunu biyolojik olarak mümkün kılmak diğer iki strateji.

Çocuğumuzun örtük ve açık bellek entegrasyonuna yardımcı olmak, anılarını yeniden canlandırmak, onu rahatsız eden konuyu konuşmasına yardımcı olarak yapbozun tüm parçalarını tekrar görmesini sağlayarak konunun giderek hafiflemesini sağlamak.Günün nasıl geçti diye sormak yerine, hatırlatmayı hatırlamayı denemizi tavsiye ediyorlar.


Akılgözü (Mindsight) kendi zihnini görebilmek ve bir başkasının zihnini de görebilmek anlamına geliyor. Akılgözünü çocuklarımızda geliştirebilmek için içgörü ve empati kavramlarını geliştirmemiz gerekiyor. Akıl gözü kavramıyla ile çocuğumuza duyguların “geçici hava durumları” gibi olduğunu öğretmemizi tavsiye ediyor yazarlar. “Ben korkağım” demek yerine “Şu an içimde bir korku hissi var ama geçecek” farkındalığını kazandırın. Ayrıca imgeleri kontrol etmek, akılgözünü kullanarak kendilerini sakinleştirmeyi öğrenmelerini sağlamak, kimliklerinin farklı taraflarını entegre etmelerini öğretmek gerek.

Çocuğumuzun kendi bakış açısını bir başkasının bakışıyla entegre etmesini sağlamak için kimi oyunlar oynayarak birbirimizden ne kadar keyif aldığımızı ve bunun önemini vurgulamamızı tavsiye ediyor yazarlar. Böylece zamanla başkalarıyla yaşadığı çatışmalarda olayları onların gözünden de görmelerini sağlayabilir ve bu çatışmaları bağ kurmak için kullanabiliriz.

Peki Evet Beyinli Çocuk Kitabı Ne Anlatıyor? 

Evet Beyinli Çocuk, çocuğun yeniliklere, zorluklara ve hayata karşı savunmaya giren, korku dolu, katı, yeniliğe kapalı “hayır” modundan çıkıp yeniliklere açık, meraklı, dayanıklı, esnek, uyumlu, zorluklarla başa çıkma becerisiyle bezeli “evet” moduna nasıl geçebileceğini anlatıyor.

Çocuğa içsel bir direnç kazandırmayı hedeflememiz gerektiğini ve bunun yollarını anlatıyor. Hayır beyni, korkar, kapanır, kaçar, kaçınır, risk almaz. Evet beyni ise meraklıdır, esnektir, dayanıklıdır, dener ve bağ kurar. Bizimkisi gibi liderlik güdüsü yüksek, duyguları yoğun, güçlü mizacı olan çocukların ebeveynleri için bu kitap özellikle değerli. Hem çocuğu yetiştirip yönlendirmek açısından hem de ebeveyn olarak ümit duymak ve ne derece yalnız olmadığımızı hissedebilmek adına.

Hepimiz çocuklarımız için merakları korkularından güçlü olsun, hataları öğrenme fırsatı olarak değerlendirsinler, ruhsal anlamda konfor alanları genişlesin ve sosyal bağ kurma becerileri gelişsin istiyoruz sanırım, değil mi? İşte Evet Beyinli Çocuk kitabına göre, bunun 4 önemli bacağı var.

Denge, Dayanıklılık, İçgörü ve Empati.

Özetle bakarsak: Denge, çocuğun duygularını regüle edebilme becerisidir. Yeşil Alan (sakinlik), Kırmızı Alan (öfke/patlama) ve Mavi Alan (içe kapanma/donma) arasında, çocuğun Yeşil Alanda kalmasına veya oraya hızla dönebilmesine yardımcı olmak hepimizin en büyük hedefi ki buradan sonra mantıklı ve anlamlı bir yol izleyebilsin.

Dayanıklılık, hayatın zorlukları ve başarısızlıkları karşısında yıkılmayıp ayağa kalkabilme becerisi. Çocuğu zorluklardan korumak yerine, zorlukların içinden geçebilecek gücü aşılamak burada bahsedilen şey. Kısa vadeli rahatlık mı uzun vadeli güç mü sorusu yatıyor temelde. Yani sorun yaşayan çocuğumuza “Ağlıyor, hemen problemi ortadan kaldıralım.” yaklaşımından ziyade “Zorlanıyorsun, yanında olacağım. Bunu birlikte çözebiliriz.” yaklaşımıyla yaklaşmamızı tavsiye ediyorlar. Çocuk stresle tanışsın ama yalnız kalmasın. Yanında olduğunuzu bilsin. yanında olun gerçekten.

İçgörü, çocuğun kendini tanıması, kendi kararlarını ve duygularını yukarıdan bir gözle izleyebilme (öz-farkındalık) yeteneği. Ben şu an ne hissediyorum, neden böyle davranıyorum ve içimde neler oluyor?” farkındalığını geliştirmek önemli. Çocuk iç dünyasını okuyabildikçe dürtüleri direksiyondan uzaklaşıyor. Bu da empatiyi ve öz düzenlemeyi güçlendiriyor. Bence yetişkin ve ebeveyn olarak bizlerin hala çok takıldığı bir nokta burası.

Empati, sadece kendini değil, başkalarının da duygularını ve perspektifini anlayabilme becerisi, biliyorsunuz. “Evet Beyni” olan bir çocuk bencil olmaz, çevresiyle sağlıklı bağlar kurar. Beni en çok umutlandıran ise empatinin geliştirilebilir bir şey olduğu, bu yolda ebeveyne çok görev düşse de nihayetinde çok olumlu sonuçlar elde edilebildiği oldu.

Evet Beyinli Çocuk, benim en çok altını çizdiğim kitap, en çok durup düşündüğüm, anne olarak değil birinin arkadaşı, birinin çocuğu, birinin en yakın dostu olarak kalbi kırılmış, kimi zaman örselenmiş, sinirlenmiş ve çok karmaşık duygular içinde olup bir türlü çözemediğim meselelerde bir kabullenişe gidişimi sağlayan kitap oldu sanırım. Arada açar açar okurum.

Disiplin Cezalandırma Değil, Eğitimdir: Dramsız Disiplin

Dramsız Disiplin, ilk iki kitaptaki “bütün beyin” yaklaşımının disiplin ve kurallar özelinde özelleştirilmiş hali diyebiliriz. Cezalandırmak veya bağırmak yerine, net sınırlar koyarak çocuklarımızla nasıl bağ kurabileceğimizi anlatıyor. Disiplin kelimesinin kökeni “öğretmek”tir, cezalandırmak değil, hatırlatmasıyla başlıyor kitap. Ceza ve dram olmadan, kriz anlarını çocuğa doğru davranışı öğreten ve aradaki bağı güçlendiren anlara dönüştürmek mümkündür diyor.

Dramsız Disiplin Kitabındaki Temel Prensipler

Bağ Kur ve Yeniden Yönlendir (No-Drama Döngüsü): Disiplin uygulamadan (ders vermeden) önce mutlaka çocukla şefkatli bir bağ kurulmalıdır. Çünkü kriz anı öğretme anı değildir. Çocuk o anda taşmışsa, ağlıyor, bağırıyor, tepiniyor, vuruyor, bir şeyleri tekmeliyor ise ya da tam tersi mavi alandaysa , kapanmışsa, sol beyni, mantığı devre dışı kalmışsa, o sırada çocuğa bir şey öğretmek cidden mümkün değildir. O sırada verilen nutukların da hiç bir faydası yoktur. Çocuk sakinleşip duyulduğunu hissetmeden verilen hiçbir nasihat veya kural işe yaramaz. O nedenle, önce beynini sakinleştirmek ve sonra eğitim vermek gerekir. Yani disiplin.

Tehdit Değil, Bağlantı: “Odana git”, “Sana yasak” gibi tehditler çocuğu savunma moduna sokar. Bunun yerine yanına oturup “Çok öfkelisin biliyorum, vurmak yok ama buradayım” demek çocuğun beynini öğrenmeye açar. Tehdit ve ceza kısa vadede işe yarayabilir gibi görünür ancak bağ koparır, korku oluştururur ve neden-sonuç ilişkisini kırar.

“Neden? Ne? Nasıl?” Üçlüsü: Bir kriz anında ebeveyn kendine şu üç soruyu sormalı: Çocuğum neden böyle davrandı? (Altta yatan ihtiyaç ne?) Şimdi ona ne öğretmek istiyorum? Bunu en iyi nasıl öğretebilirim? Ben mesela bilirim oğlumun yorgun, aç ya da çok yüklenmiş olduğu zaman ne derece saçma çıkışları olabildiğini.

R-E-D-I-R-E-C-T (Yeniden Yönlendirme İlkeleri): Sesi alçaltıp, duyguyu onaylamak, nutuk çekmek yerine dinlemeyi tercih etmekve olumsuz davranışı olumlu bir alternatife yönlendirmek burada anlatılmak istenen.

Dramsız Disiplin, kriz anında ilişkiyi zedelemeden , yumuşak bir kalp ve sağlam sınırlarla çocuğumuzu disiplin içinde yetiştirmenin yollarını anlatıyor.

Tamam da Nasıl Uygulayacağız? Bir Anda Bu Kadar Değişim Mümkün mü?

Bütün Beyinli Çocuk Uygulama Kitabı,  ilk kitabın teorik altyapısını günlük hayata entegre etmek için tasarlanmış bir rehber aslında. İçinde pratik egzersizler, senaryolar ve çizimler var. Kafada oturtmak için iyi. Kitaplarda birçok anlaşılır örnek, uygulama, çizim var, ancak insan yine de bir anda oturtamayabiliyor. Bizim de bu prensipleri insan olarak çok iyi kavramamız ve alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerektiğini düşünürsek bu ihtiyaç için uygulama kitabı destek olacaktır. 

Yazarlardan Dr Daniel Siegel’in katıldığı alttaki programı da sizlerle paylaşmak istiyorum.  Son derece zengin bir sohbet.

Benden bu kadar, yorumlarınızı bekliyorum.


Alakalı Yazılar