EN YENİLER
Anasayfa MÜZİKAL BAĞI

MÜZİKAL BAĞI

Neden yolu müzikalden geçen sanatçılarla ilgili yazıyorum?

Mustafa Kemal Atatürk kahve ve gramofonla

Mustafa Kemal Atatürk kahve ve gramofonla

“Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir.Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki, o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur”
Mustafa Kemal Atatürk

Türkiye’de müzikaller Egemen Bostancı döneminde çok geniş kitlelere ulaşmıştı öyküsüyle büyüyen bir grup insandan biriyim.

1997 yılında Galatasaray Üniversitesi’ne girdim. Önümde 2 yıllık bir hazırlık süreci vardı. Aklımdaki tek şey lisans başlayana dek geçecek o 2 yılda Fransızca’yı çok iyi öğrenmek değildi. Okula girdiğim ilk hafta itibariyle müzik kulüplerinin ilanlarını gözettim ve nihayet beklediğim afişi görünce heyecanla beklemeye başladım. Galatasaray Üniversitesi Müzikal Kulübü’nün seçmelerini bekliyordum. Bir yıl evvel kurulan kulüp,West Side Story müzikalini sahneye koymuştu. O sırada Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera Bölümü öğrencisi olan Çelik Kasapoğlu, bir yandan bu kulübü yönetiyor, hem kulüp yöneticisi hem Müzik Direktörü olarak üniversite eğitim kadrosundan İngilizce okutmanı Hülya Bıyıklı ile birlikte yönetiyordu.Seçmelere katıldım, kulübe girdim, ardından da yıllarca bitmeyecek bir hikaye başladı. Başroller aldım, yardımcı roller aldım, korist oldum, solist oldum..

Yetmedi, kendisinin yönlendirmesi ile beklenmeyen ve ani bir haberle İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’na yarı zamanlı Sahne Sanatları ve Müzikal Bölümü’ne girdim. Galatasaray Üniversitesi Müzikal Klübü’nden tam 5 arkadaş zaten 10kişinin alındığı bölüme girdim ve sonrası bizler için aslında bir rüyaydı.

Çevremde, şükürler olsun ki çok sanatçı arkadaşım var. Benim gibi ana eğitimine sadık kalarak başka bir yol seçenlerin yanı sıra, her şeyi silerek aşık oldukları bu alana kilitlenen arkadaşlarım, git gide sanat dünyasındaki alanlarının sınırlarını çiziyor, yerlerini belli etmeye başlıyorlar. İleride bir gün her biri bir nefer olarak yerlerini edinmiş parlak örnekler olacaklar, bundan adım gibi eminim.

Bu bölümde, izlediğim müzikallerle ilgili izlenimleri ve genç sanatçı arkadaşlarımla yaptığım minik söyleşileri paylaşacağım. Ara sıra kabul ederlerse, daha büyük ustaları ağırlayacağım burada..

Çünkü Türkiye, tüm zorlayıcı, engelleyici eğitim, sosyal ve çevresel koşullarına rağmen, üstün yetenekli çok insan barındırıyor içinde. Bu insanlardan birazcık şansı yaver gidenler, tırnaklarıyla kazarak kendi yerlerini bulabilseler de aslında çok ciddi yetenekler heba olup gidiyor. Oysa biz mutluluğu plaza insanı olarak hayatımızı kurtarmaya yönlendirilmiş kayıp bir kuşakken mutluluğun aslında aşık olduğun işi yapmak olduğunu biraz geç fark eden bir nesiliz. İstiyorum ki çocuklarımız, kardeşlerimiz, sanat alanında yetenekleri varsa, bu alanı sonuna dek değerlendirsinler.

Üstelik her insan, hangi alanda çalışırsa çalışsın, sanatın bir alanıyla muhakkak ilgilenmeli, çünkü bu paralel alan, hayatlarında ufuk açacak yegane alanlardan olacak.